
Fedakârlık mı, sorumluluk mu?
İlişkilerde en sık yaşanan anlaşmazlıklardan biri, iki kişinin verdiği emeği aynı gözle görmemesidir. Bir taraf elinden gelenin fazlasını yaptığını düşünürken diğer taraf kendini hâlâ yalnız, desteksiz, belki de bütün yükü tek başına taşıyor hisseder. Çünkü herkesin fedakârlık ölçüsü aynı yerden başlamaz.
Bir insan, kendi alışkanlıklarının dışına çıkarak yaptığı küçük bir şeyi bile büyük bir özveri olarak görebilir. Normalde sorumluluk almayan biri için ufak bir görevi üstlenmek ciddi bir çabadır. Oysa karşı taraf için aynı davranış, bir ilişkide zaten olması gereken en temel şey olabilir. Biri kendince sınırlarını zorlamıştır, diğeri ise eksik bırakılan bir sorumluluğun küçük bir parçasının nihayet yerine getirildiğini düşünür.
Asıl çatışma tam da burada başlar. Kişi harcadığı çabaya bakar, karşı taraf ise karşılanan ihtiyaca. Biri ne kadar zorlandığını anlatırken diğeri yükün ne kadarının hâlâ üzerinde kaldığını görür. İkisi de kendi açısından haksız değildir. Yalnızca aynı olayı farklı ölçülerle değerlendirirler.
Mesela ev işlerinden birini üstlenen kişi bunu ilişkiye büyük bir katkı olarak görebilir. Çünkü geçmişte böyle bir sorumluluğu hiç taşımamıştır. Diğer taraf içinse bu özel bir fedakârlık değil, ortak yaşamın doğal bir gereğidir. Birinin kendinden çok vererek yaptığını sandığı şey, diğerinin dünyasında standart bir davranıştır.
Aynı durum duygusal ilişkilerde de yaşanır. Sorun çıktığında konuşmayı kabul etmek, özel bir günde ilgi göstermek veya ihtiyaç anında yanında olmak bir kişi için büyük bir çaba olabilir. Ama karşı taraf yalnızca zor zamanlarda değil, ilişkinin gündelik akışında da paylaşım ve yakınlık bekliyorsa yapılanlar ona yetmeyebilir.
Burada önemli bir ayrım var. Fedakârlık kişinin kendi kapasitesine göre ölçülür, yeterlilik ise ilişkinin ortak ihtiyacına göre. Bir davranışın size zor gelmesi, o davranışın ilişkinin ihtiyacını karşıladığı anlamına gelmez. Aynı şekilde, bir davranışın sizin için doğal olması da karşı tarafın gösterdiği çabayı küçümseme hakkı vermez.
Bu hafta etkili olacak Satürn-Venüs karşıtlığı, ilişkilerde sevgi ile sorumluluk arasındaki dengeyi görünür hale getirecek. Venüs yakınlık kurmak, değer görmek ve karşılık bulmak isterken Satürn, ilişkinin yalnızca duygularla değil, üstlenilen sorumluluklarla da ayakta kaldığını hatırlatacak. Kimin ne kadar verdiği, yükün adil paylaşılıp paylaşılmadığı ve beklentilerin gerçekçiliği bu dönemde daha çok sorgulanacak.
İnsan bazen yalnızca kendi payına düşeni yerine getirirken bile teşekkür ve takdir bekler. Karşı taraf ise ortak olması gereken bir yükü uzun süredir tek başına taşıdığı için bunu bir iyilik olarak görmez. Elimden geleni yaptım cümlesi çok samimi olabilir ama her zaman yeterli değildir. Çünkü insanın elinden gelen ile ilişkinin ihtiyaç duyduğu şey aynı olmayabilir.
Elbette sevginin kanıtı sürekli kendinden vazgeçmek, sınırsız sorumluluk almak veya diğerinin bütün ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Beklentiler gerçek dışıysa ne kadar emek verilirse verilsin yeterli bulunmayacaktır. Bu nedenle sevgi adına taşıdığımız yüklerle gerçekten bize ait olan sorumlulukları birbirinden ayırmamız gerekir.
İlişkiler, iki kişinin de kendi cetveliyle haklı çıktığı yerde yıpranır. Beraberlik ise neyin fedakârlık, neyin zaten üstlenilmesi gereken bir sorumluluk olduğu konusunda ortak bir ölçü kurulabildiğinde başlar.
Kişisel Gelişim Dersleri Eğitmeni Sevgi Keleş
Kendini duymak: Modern zihnin içinde bir sessizlik arayışı
10 Ağustos- 16 Ağustos 2026 Haftalık Burç Yorumları
Protein diyeti ağız kokusuna sebep olabilir mi?
UYGULAMALARI İNDİREBİLİRSİNİZTürkiye'den ve Dünya’dan son dakika haberler, köşe yazıları, magazinden siyasete, spordan seyahate bütün konuların tek adresi http://milliyet.com.tr ; Milliyet.com.tr haber içerikleri izin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.