
Tatil sonrası geçmeyen ishale dikkat! Nedeni bağırsak paraziti olabilir
Bağırsak parazitleri ve seyahatle ilişkili paraziter hastalıklar üzerine bilimsel çalışmalar yapan Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özgür Kurt, seyahat sonrasında ortaya çıkan sindirim sistemi yakınmalarının değerlendirilmesinde seyahat öyküsünün önemli olduğuna dikkat çekerek, “Tatil bitti ama şikayetler bitmediyse basit bir sindirim rahatsızlığı deyip geçmeyin. Seyahat sırasında tüketilen su ve gıdalar, gidilen bölgenin hijyen koşulları ve kişinin maruz kaldığı çevresel etkenler, tatil sonrasında ortaya çıkan bağırsak şikayetlerinin nedenini anlamamız açısından önemli ipuçları verir. Özellikle ishalin uzaması, tekrarlaması veya karın ağrısı, şişkinlik ve kilo kaybı gibi başka yakınmaların ishale eşlik etmesi durumunda paraziter enfeksiyonlar da akla gelmelidir. Nadiren bağırsak parazitleriyle enfekte kişilerin kabızlık şikayetiyle hekime geldiği de oluyor” değerlendirmesinde bulunuyor.
Seyahat sırasında alınacak basit önlemlerin birçok enfeksiyonun önlenmesinde önemli rol oynadığını belirten Prof. Dr. Özgür Kurt, “Korunmanın ilk adımı, bulaş yollarını bilmekten geçiyor. Özellikle seyahat sırasında su ve gıda güvenliği konusunda dikkatli olmak, elleri COVID-19 pandemisi sırasında alıştığımız gibi sık sık sabunlu suyla yıkamak ve gidilen bölgenin sağlık risklerini seyahat öncesinde araştırıp gerekirse Seyahat Sağlığı konusunda danışmanlık almak, enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltabilir” diyor.
Seyahat edilen bölgede suyun güvenilirliğinden emin olunmadığında kapalı ve güvenilir ambalajlı içme sularının tercih edilmesi, musluk suyunun içme ve diş fırçalama amacıyla kullanılmaması ve içeceklere buz eklerken dikkatli olunması öneriliyor. Bunun nedeni, mikrop bulaşmış suların yalnızca içilmesi durumunda değil, yemek hazırlarken, meyve-sebzeleri yıkarken, içeceklere buz eklerken, hatta diş fırçalarken bile enfeksiyon riski oluşturabiliyor olmasıdır. Bu yaz Amerika Birleşik Devletleri’nde 48 eyalette toplamda 20 bin civarında kişide ishalli enfeksiyona yol açan siklospora isimli parazitin (Cyclospora cayetanensis) kaynağının, iyi yıkanmamış marul tüketimi olması bu duruma örnek olarak gösterilebilir.
Seyahat sırasında gıda seçiminde de benzer bir özen göstermek gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Özgür Kurt, “İyi pişirilmiş ve sıcak servis edilen yiyeceklerin tercih edilmesi, çiğ veya az pişmiş et, balık ve deniz ürünlerinden uzak durulması, pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinin tüketilmemesi ve yıkanmış olduğundan emin olunmayan çiğ sebze ve meyvelerin yenmemesi öneriliyor. Sokak yiyecekleri tamamen yasaklanması gereken bir kategori olarak görülmese de, yiyeceğin hijyenik koşullarda hazırlanması ve yeterince pişirilmiş olması önem taşıyor. El hijyeninin de ihmal edilmemesi gerekiyor; yemeklerden önce ve tuvalet sonrasında ellerin sabun ve suyla yıkanması, su ve sabuna ulaşılamayan durumlarda ise en az yüzde 60 alkol içeren el antiseptiği kullanılması gerekiyor” şeklinde konuşuyor.
Tatil sona erdikten sonra başlayan veya devam eden ishalin her zaman basit bir beslenme değişikliğine bağlanmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Özgür Kurt, “Seyahat sonrası gelişen her ishal parazit kaynaklı değildir. Ancak özellikle uzayan ve tekrarlayan ishalde, kişinin nerede bulunduğu, ne tükettiği, hangi su kaynaklarını kullandığı ve başka hangi belirtilerin eşlik ettiği mutlaka sorgulanmalıdır” diyor.
Günümüzde bağırsak parazitlerinin tanısında laboratuvar tanı yöntemlerindeki gelişmeler klinisyenlerin doğru tedaviye daha hızlı başlamasını sağlıyor. Özellikle vazgeçilmez ilk yöntem olan dışkının mikroskobik incelenmesinin yanında antijen temelli testler ve moleküler yöntemler, bağırsak parazitleri ile enfekte olduğu düşünülen hastaların tanısına önemli katkı sağlıyor. Konuyla ilgili görüşlerini paylaşan Prof. Dr. Özgür Kurt, “Bağırsak parazitleri için eskiden neredeyse tek seçenek, hastanın dışkı örneğinin laboratuvarda mikroskop altında incelenmesiydi. Bu yöntem ile tanı şansı maalesef düşüktü. Günümüzde hızlı tanı testleri ile moleküler tanı yöntemlerinin mikroskobik değerlendirmeye eklenmesiyle bağırsak parazitlerinin neden olduğu enfeksiyonlar için de daha etkin ve hızlı tanı mümkün hale geldi. Tedavi gereken olgular için de çoğu parazite karşı etkili antibiyotikler mevcut. Bu antibiyotiklerin hekimin önermesi durumunda kullanılması son derece önemli, zira Cryptosporidium spp. gibi bazı parazitler için antibiyotikler işe yaramadığı gibi, gereksiz kullanım antibiyotiklere direnç riskini artırıyor. Cryptosporidium spp. ve diğer parazitler için hastanın bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ve hastanın ishalle kaybettiği sıvıyı yerine koyan destek tedavisi temel yaklaşımı oluşturuyor” diyor.