
Fon krizinde yatırımcıyı ne bekliyor?
Bir yatırım uygulamasını açıyorsunuz. Hesabınızda 1 milyon liralık yatırım fonu görünüyor. Dün oradaydı, geçen hafta da oradaydı. Üstelik fonunuz uzun süredir oldukça iyi getiri sağlıyor.
Türkiye’nin son günlerde konuştuğu yatırım fonu krizini anlamak için belki de önce şu basit soruya cevap vermek gerekiyor:
Ekranda 1 milyon lira görünmesi, gerçekten 1 milyon liranız olduğu anlamına gelir mi? Fon dediğimiz şey aslında nedir?
Bir yatırım fonunu büyük bir sepet gibi düşünelim. Ahmet 500 bin, Ayşe 1 milyon, Mehmet 250 bin lira koyuyor. Bu paralar bir araya geliyor ve fon adına hisse senetleri, borçlanma araçları veya başka sermaye piyasası araçları satın alınıyor.
Bu sepeti bir portföy yönetim şirketi yönetiyor. Ama önemli bir ayrıntı var: Sepet, onu yöneten şirketin değil.
Kanun, fon malvarlığını portföy yönetim şirketinin malvarlığından ayırıyor. Şirketin borcu nedeniyle fon malvarlığına haciz konulamaması ve fon varlıklarının şirketin iflas masasına girmemesi de bu yüzden.
Dolayısıyla bugün yaşananları “fon şirketi battı, yatırımcının parası da gitti” şeklinde okumak doğru değil.
Ekrandaki fiyat ile satabileceğiniz fiyat aynı mı?
Diyelim ki fonun elinde 1 milyar lira değerinde hisse senedi var. Kâğıt üzerinde fon gerçekten 1 milyar lira değerinde olabilir. Fakat bunun önemli bir kısmı piyasada işlem hacmi düşük hisselerden oluşuyorsa şu soru ortaya çıkacak:
Bu hisselerin tamamını bugün satmaya kalkarsanız gerçekten 1 milyar lira elde edebilir misiniz?
Bir evin değerinin 20 milyon lira olduğunu söylemekle, yarın sabah o evi 20 milyon liraya satabilmek nasıl aynı şey değilse, sermaye piyasasında da değer ile likidite aynı şey değildir. İşte fon krizinin merkezindeki meselelerden biri tam olarak burada.
Bazı fonlarda yatırımcıların iade talepleri karşılanamadı. Ardından SPK müdahale etti.
17 Eylül 2026 tarihinde 7 portföy yönetim şirketine ait toplam 131 yatırım fonu tasfiye kapsamına alındı.
MKK kayıtlarına göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Peki 455 bin kişinin parası kayıp mı?
Hayır. Tasfiye tam tersine, fonun elindeki varlıkların nakde çevrilerek yatırımcılara dağıtılması süreci.
Fonun elinde hisse senetleri, nakit veya başka varlıklar varsa bunlar satılacak; elde edilen tasfiye bakiyesi yatırımcılara katılma payları oranında dağıtılacak. SPK başlangıçta üç ay olarak belirlenen süreyi, portföy yapıları ve piyasa koşullarını dikkate alarak altı aya kadar uzattı. Bunun nedeni de anlaşılır: Milyarlarca liralık varlığı “ne pahasına olursa olsun bugün satmak”, yatırımcının zararını daha da büyütebilir.
Asıl hukuki soru tasfiye sonunda başlayacak. Diyelim ki kriz öncesinde hesabınızda:
1.000.000 TL görünüyordu. Tasfiye tamamlandı ve toplamda: 800.000 TL
İşte hukuk açısından ilginç soru bundan sonra geliyor: Bu 200 bin lira neden kaybedildi? Normal piyasa hareketi nedeniyle mi?
Bu durumda yatırımcının üstlendiği olağan yatırım riskinden söz edebiliriz.
Yoksa fonun belirli hisselerde aşırı yoğunlaşması nedeniyle mi?
Fonun birim pay değeri doğru hesaplanmadığı için mi?
İşte bu soruların cevapları, kaybın yatırım riski mi yoksa hukuken tazmin edilebilir bir zarar mı olduğunu belirleyecek.
Kamuoyunda en fazla karıştırılan konulardan biri de bu. Katılımevim’e ev veya otomobil almak amacıyla para yatıran kişi ile Katılımevim’in borsadaki KTLEV hisselerine yatırım yapan fonun yatırımcısı aynı kişi değildir.
Fonların satın aldığı şey, Katılımevim müşterilerinin ev almak için yatırdığı paralar değil; Katılımevim şirketinin borsada işlem gören hisseleridir.
Dolayısıyla iki ayrı kasa, iki ayrı sözleşme ve iki ayrı hukuki rejim vardır.
Ancak fonlarla bazı şirketler arasındaki ortaklık ve yatırım ilişkileri, önümüzdeki dönemde hukuki incelemelerin önemli başlıklarından biri olacaktır.
Özellikle 16 ve 17 Eylül tarihlerinde satış talimatı veren yatırımcılar açısından bu kayıtlar daha da önem taşıyor. SPK’nın 28 Eylül’de yaptığı son açıklama, 16 Eylül’ü önemli bir eşik haline getiriyor. Buna göre 16 Eylül ve öncesinde verilen alım-satım talimatları, kural olarak işlem valörlerinde TEFAS’ın olağan işleyişine dahil edildi. Ancak bu tarihlerde verilmiş olmasına rağmen fonun temerrüdü veya fiyat açıklayamaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen talimatlar da tasfiye kapsamında değerlendirilecek. 17 Eylül’de verilen talimatlarda ise durum farklı: O gün TEFAS’a iletilen talimatların tamamı, saat 13.30’dan önce verilmiş olanlar dahil, fonların işleme kapatılması nedeniyle iptal edildi. Bu yatırımcılar satış talimatlarında oluşacak bedeli değil, tasfiye sonucunda oluşacak bakiyeden katılma payları oranında ödeme alacak. Üstelik SPK açıklamasına göre 16 Eylül saat 13.30’dan sonra verilen talimatlarla 17 Eylül saat 13.30’dan önce verilen talimatlar aynı fiyat valörüne tabi olmasına rağmen sonuçları farklılaştı. Bu nedenle yatırımcının yalnızca satış talimatı verip vermediği değil, talimatı hangi gün ve saatte verdiği ve işlemin hangi aşamada kaldığı da olası bir hukuki incelemede önem taşıyacak.
Bence şu aşamada yatırımcı açısından en önemli şey panikle dava açmak değil, dosyasını hazırlamak.