
Ailede kanser olması kaderiniz olduğu anlamına gelmiyor! Asıl tehlike bu yanılgı
Toplumda kanserle ilgili bilinen en büyük yanlışlardan biri kanserlerin genetik olduğu inancı. Oysa tanı konulan tüm kanser vakalarının yalnızca yüzde 5 ile 10’u genetik. Bunun diğer bir anlamı her 100 kanser vakasından 90 ile 95’i ömrümüz boyunca hücrelerimizde biriken hasarların, çevresel etkenlerin ve yaşam tarzının ortak ürünü. Buna rağmen ailesinde kanser öyküsü olan pek çok kişi sıklıkla şikayetlerine göre değil, korkuyla şu soruyu soruyor: “Ailemde çok fazla kanser tanısı alan var, bende mi kanser olacağım?”
Bir ailede birden fazla kişide kanser görülmesinin, kanserin mutlaka kalıtsal olduğu anlamına gelmediğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız, “Aile üyeleri yalnızca genetik özelliklerini değil; yaşam alanlarını, beslenme düzenlerini, alışkanlıklarını ve benzer çevresel maruziyetleri de paylaşır. Örneğin aynı evde büyüyen kardeşler yıllarca aynı sigara dumanına maruz kalabilir; benzer beslenme, kilo ve fiziksel aktivite alışkanlıkları geliştirebilir. Dolayısıyla aynı ailede birden fazla kanser vakasının görülmesi her zaman kalıtsal bir genetik değişikliğe işaret etmez. Bu nedenle ailede tekrarlayan kanserlerin önemli bir kısmı ‘ailesel’ olmakla birlikte ‘kalıtsal’ değildir” diyor.
“Ailesel” ve “kalıtsal” kanser kavramları, sıklıkla birbiriyle karıştırılsa da farklı anlamlar taşıyor. Ailesel kanserlerde, aynı ailede birden fazla kanser vakasının görülmesinde ortak yaşam tarzı, çevresel maruziyetler ve genetik yatkınlık gibi birden fazla faktör rol oynayabiliyor. Kalıtsal kanser sendromlarında ise kişiye anne veya babasından aktarılan, doğuştan taşınan belirli bir genetik değişiklik söz konusu oluyor. Bu iki kavramın birbirine karıştırılmasının gereksiz kaygıya ya da tam tersine risklerin göz ardı edilmesine yol açabileceği uyarısında bulunan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız, “Ailesel kanser öyküsü bulunan kişilerde yaşam tarzının düzenlenmesi ve kişiye uygun sağlık taramalarının ihmal edilmemesi önem taşıyor. Kalıtsal kanser sendromlarında ise kişinin taşıdığı genetik riske göre daha erken yaşta başlayan ve daha yakın aralıklarla uygulanan tarama programlarının yanı sıra gerekli durumlarda risk azaltıcı ilaç veya cerrahi seçenekler de değerlendirilebiliyor” diye konuşuyor.
Tek başına "annemde kanser vardı" cümlesinin kanser riskini belirlemede yeterli olmadığını belirten Dr. Sarıyıldız, “Asıl belirleyici olan tanı yaşı, kanserin türü, akrabaların aynı soy hattında olup olmadığı ve belirli kanser kombinasyonlarıdır” diyor ve kanser riskinde kırmızı alarm anlamına gelen senaryoları sıralıyor;
-Yakın akrabada 50 yaşından önce konulmuş meme, kolon, rahim ya da yumurtalık kanseri tanısı,
-Anne ya da baba tarafında, aynı soy hattında iki ve daha fazla akrabada aynı ya da ilişkili kanser türü,
-Tek bir kişide birden fazla bağımsız kanser; örneğin meme, yumurtalık, kolon, rahim,
-Her iki memede ya da her iki böbrekte ayrı ayrı ortaya çıkmış tümörler,
-Herhangi bir yaşta yumurtalık kanseri, genç yaşta pankreas ya da mide kanseri,
-Ardışık üç kuşakta tekrar eden tanılar,
-Ailede daha önce saptanmış bir gen değişikliği; BRCA1, BRCA2, Lynch sendromu genleri ya da TP53 gibi,
-Kolonda çok sayıda polip öyküsü ya da nadir tümör türleri.
Bu listedeki maddelerden bir tanesinin dahi varlığında aile öyküsünün ayrıntılı alınması gerektiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız, “Hatta gerekiyorsa genetik danışmanlığa yönlendirilmelidir. Ancak hiçbiri yoksa, aile öyküsündeki üç dört vaka çoğu zaman yaş, çevre ve tesadüflerin toplamıdır” diyor.
Kalıtsal kanser sendromları içinde en iyi tanınanlar, meme ve yumurtalık kanseriyle ilişkili BRCA1 ve BRCA2 gen değişiklikleri ile kolon ve rahim kanseriyle ilişkili Lynch sendromu olduğunu ifade eden Dr. Erkan Sarıyıldız, “Ancak bu gen değişikliklerini taşımak da yüzde yüz kanser riski anlamına gelmez. Aynı gen değişikliğini taşıyan iki kız kardeşten biri hastalanırken diğeri ömrünü hastalanmadan tamamlayabilir” ifadelerini kullanıyor. Dr. Erkan Sarıyıldız , ailesinde kanser öyküsü olan kişilerde en yaygın ve zararlı yanılgılardan biri “nasıl olsa genetik” denilerek yaşam tarzı değişikliklerinin önemsenmemesi. Kalıtsal yükü olan kişilerde bile sigara, alkol, bel çevresinde biriken yağ, hareketsizlik, işlenmiş gıda ağırlıklı beslenme ve kronik uyku bozukluğunun riski yükselttiğini, bu etkenlerin düzeltildiğinde riskin anlamlı şekilde azaldığını ifade ediyor.
1- Aile ağacınızı yazın ve burada anne-baba tarafının olduğu üç kuşakta bulunan kanser türü, tanı yaşı, yaşayan ve vefat eden akrabaları not edin. Bu bilgiyi hekiminize götürün ve standart taramanın sizin için yeterli olup olmadığını sorun.