Başparmak çıkıntısı yürümeyi zorlaştırıyorsa dikkat! Ne zaman ameliyat edilmeli?

Ekim 29, 2026

Halluks valgus, ayak başparmağının diğer parmaklara doğru yönelmesi ve başparmak kökündeki eklemde belirgin bir çıkıntı oluşmasıyla karakterize ortopedik şekil bozukluklarından biri olarak biliniyor. Halk arasında başparmak çıkıntısı veya bunyon olarak tanımlanan bu durum, yalnızca estetik bir değişiklik olarak görülmemesi gereken yapısal bir sorun oluşturuyor. Özellikle ilerleyen dönemlerde ortaya çıkan ağrı, ayakkabı kullanımında güçlük ve yürüme sırasında rahatsızlık hissi, kişilerin günlük yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Demirel, halluks valgus tedavisinde ameliyat kararının yalnızca başparmağın görünümüne göre verilmediğini, hastanın ağrısının, fonksiyonel şikâyetlerinin ve deformitenin derecesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bazı kişilerde belirgin başparmak çıkıntısı bulunmasına rağmen ciddi ağrı görülmeyebilirken, daha hafif deformitelerde günlük yaşamı zorlaştıran şikâyetler ortaya çıkabiliyor. Halluks valgus her yaş grubunda görülebilmekle birlikte erişkinlerde ve özellikle kadınlarda daha sık karşılaşılan bir sorun olarak öne çıkıyor. Genetik yatkınlık, ayak yapısı ve uzun süre uygun olmayan ayakkabı kullanımı, deformitenin gelişiminde veya ilerlemesinde etkili olabiliyor. Cerrahi tedavi, halluks valgus bulunan herkes için zorunlu bir seçenek olarak değerlendirilmiyor. Ameliyatsız yöntemlerle şikâyetleri kontrol altına alınabilen birçok hasta bulunuyor. Bununla birlikte günlük yaşamı etkileyen ağrının devam etmesi, ayakkabı kullanımının ciddi biçimde zorlaşması ve başparmak deformitesinin diğer parmakları etkilemesi gibi durumlarda cerrahi seçenekler gündeme gelebiliyor.

Halluks valgus, ayak başparmağının anatomik diziliminin değişmesiyle ortaya çıkan ilerleyici bir deformite olarak tanımlanıyor. Bu durumda birinci tarak kemiği ile başparmak arasındaki açısal ilişkide değişiklik meydana geliyor. Başparmak diğer parmaklara doğru yönelirken, birinci tarak kemiğinin baş kısmı ayağın iç tarafında daha belirgin hale geliyor. Zaman içerisinde bu bölgede ayakkabıya bağlı sürtünme, kızarıklık ve hassasiyet gelişebiliyor. Halluks valgusun oluşumunda tek bir neden bulunmuyor. Aile öyküsü, bağ dokusunun özellikleri, ayak kemiklerinin dizilimi ve bazı anatomik farklılıklar deformitenin gelişme riskini etkileyebiliyor. Dar burunlu ve yüksek topuklu ayakkabıların uzun süre kullanılması, başparmak çevresindeki basıncı artırarak mevcut şikâyetleri kötüleştirebiliyor. Ancak uygun ayakkabı kullanan kişilerde de halluks valgus gelişebildiği için hastalığın yalnızca ayakkabı tercihinden kaynaklandığını söylemek doğru olmuyor. Bazı romatizmal hastalıklar ve eklem stabilitesini etkileyen durumlar da başparmak deformitesinin oluşumuna katkı sağlayabiliyor. Halluks valgusun ilerleme hızı kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Bazı hastalarda deformite yıllarca belirgin bir değişiklik göstermeden devam ederken, bazı kişilerde başparmak eğriliği zaman içerisinde artabiliyor. Bu nedenle tedavi planlamasında mevcut deformitenin yanı sıra hastanın şikâyetlerinin zaman içerisindeki değişimi de dikkate alınıyor.

Halluks valgusun en belirgin bulgusu, ayak başparmağının kök kısmında oluşan kemiksi çıkıntıdır. Bununla birlikte hastaların tedavi arayışına yönelmesinde genellikle ağrı ve ayakkabı kullanımındaki güçlükler etkili oluyor. Özellikle dar ayakkabı giyildiğinde başparmak kökünde basınç, kızarıklık ve hassasiyet meydana gelebiliyor. Uzun süre yürümek veya ayakta kalmak, bazı hastalarda şikâyetlerin artmasına neden olabiliyor. Deformitenin ilerlemesiyle başparmak ikinci parmağa doğru yaklaşabiliyor. Bazı durumlarda ikinci parmağın üzerine binmesi veya altına yönelmesi söz konusu olabiliyor. Bu değişiklikler, ikinci parmakta çekiç parmak deformitesi gelişmesine ve ayak tabanındaki yük dağılımının değişmesine katkıda bulunabiliyor. Ayak tabanında nasır oluşumu, tarak kemiklerinin altında ağrı ve parmak eklemlerinde sertlik de halluks valgusa eşlik edebilen sorunlar arasında yer alıyor. Bazı hastalarda ise başparmak ekleminde dejeneratif değişiklikler gelişebiliyor. Bu durumda ağrı yalnızca ayakkabı baskısıyla değil, eklemin hareket ettirilmesi sırasında da hissedilebiliyor. Başparmak çıkıntısının büyüklüğü ile ağrının şiddeti her zaman doğru orantılı olmuyor. Dolayısıyla cerrahi gerekliliği yalnızca dış görünüm üzerinden değerlendirmek yerine, hastanın günlük aktivitelerindeki kısıtlanma düzeyinin incelenmesi gerekiyor.

Halluks valgus ameliyatı, genellikle uygun ameliyatsız tedavilere rağmen devam eden ağrı ve fonksiyon kaybı bulunan hastalarda değerlendiriliyor. Geniş burunlu ayakkabı kullanımına, basıncı azaltan desteklere ve aktivite düzenlemelerine rağmen ağrının sürmesi, cerrahi değerlendirme gerektirebiliyor. Başparmak deformitesinin diğer parmakların dizilimini bozması, ayakkabı kullanımını ciddi biçimde sınırlaması veya günlük yürüyüşleri zorlaştırması da ameliyat kararında dikkate alınabiliyor. Cerrahi planlamanın temel amacı, yalnızca ayaktaki çıkıntıyı küçültmek değil, başparmak ve birinci tarak kemiği arasındaki anatomik dizilimi düzeltmek ve ağrıya neden olan mekanik sorunları azaltmaktır. Yalnızca kozmetik kaygılarla, özellikle de ağrısız bir deformitede ameliyat kararı verilmesi genellikle önerilmiyor. Çünkü halluks valgus cerrahisinin de enfeksiyon, sinir irritasyonu, eklem sertliği, kaynamama ve deformitenin tekrarlaması gibi olası riskleri bulunuyor. Ameliyat öncesinde ayakta yük verilerek çekilen röntgenler, başparmak ve tarak kemikleri arasındaki açısal değişikliklerin değerlendirilmesine yardımcı oluyor. Eklem hareket açıklığı, deformitenin esnekliği, eşlik eden kireçlenme ve diğer parmakların durumu da cerrahi yöntemin seçiminde önem taşıyor. Hastanın genel sağlık durumu, dolaşım özellikleri, sigara kullanımı ve ameliyat sonrası rehabilitasyon sürecine uyum sağlayabilme durumu da değerlendirilmesi gereken faktörler arasında bulunuyor.

Kaynak haberi oku