Bir teşekkür mesajı artık reklam sayılıyor

Ağustos 3, 2026

Sosyal medyada hepimizin gördüğü bir görüntü var. Bulanıklaştırılmış bir isim, altında uzun bir teşekkür mesajı, köşesinde "danışanımdan geldi" notu. Kimi bir diyetisyenin hesabında, kimi bir eğitmenin, kimi bir güzellik merkezinin.Sosyal medyada hepimizin gördüğü bir görüntü var. Bulanıklaştırılmış bir isim, altında uzun bir teşekkür mesajı, köşesinde "danışanımdan geldi" notu. Kimi bir diyetisyenin hesabında, kimi bir eğitmenin, kimi bir güzellik merkezinin.

Yıllardır bunu tanıtımın en masum hâli saydık. Ne bir iddia var ortada ne bir vaat; sadece memnun kalmış birinin sözleri. Üstelik pahalı da değil, herkesin yapabileceği bir şey. Küçük işletmelerin en çok güvendiği tanıtım yöntemlerinden biri hâline gelmesi de bu yüzden.

1 Ağustos'tan itibaren bu paylaşımların önemli bir kısmı hukuka aykırı.

Yeni düzenlemeye göre, bir mal veya hizmete ilişkin tüketici değerlendirmelerinin yalnızca o mal veya hizmeti gerçekten satın almış kişiler tarafından yapılmasına izin verilebiliyor. Satın alma sürecine ilişkin doğrulama yapılmasının mümkün olmadığı mecralardan alınan değerlendirmeler ise yayınlanamıyor.

Sadeleştirelim: Bir müşterinizin size özelden attığı memnuniyet mesajının ekran görüntüsünü artık paylaşamıyorsunuz. Çünkü o mesaj, satın almanın doğrulanabildiği bir sistemden gelmiyor.

Peki ne yapılabilir? Kendi satış sisteminiz üzerinden, alışverişi doğrulanabilen müşterilerin bıraktığı değerlendirmeler durabiliyor. Üstelik yeni kural bu değerlendirmelerin olumlu olumsuz ayrımı yapılmaksızın en az bir yıl yayında kalmasını da zorunlu tutuyor. Yani düzenlemenin amacı yorumları susturmak değil, gerçek olanla olmayanı ayırmak.

Ama beni asıl düşündüren başka bir yerde duruyor.

Bu hüküm yeni değil. Yönetmelik 2015 yılında yürürlüğe girdi ve bu fıkra o günden beri aynen duruyor. Temmuzdaki değişiklik buraya yalnızca "yasadışı şans oyunu" ibaresini ekledi; gerisine dokunmadı bile.

Doğrusu ben de bu kadar eski olduğunu görünce şaşırdım. Çünkü kamuoyunda konu her gündeme geldiğinde "yeni bir yasak geliyor" diye konuşuluyor. Oysa gelen bir şey yok; on bir yıldır burada duruyor.

Bu noktada en sık duyulan cümle şu oluyor: ben Google'a, Instagram'a para vermiyorum, sadece kendi hesabımdan paylaşıyorum.

Kurul kararlarına baktığımda üç şey dikkatimi çekti.

Birincisi, eğitim ve belge vurgusunun tek başına hiçbir şey ifade etmediği. Bir dosyada, kendisini üç farklı medreseden eğitim almış ve resmî olarak sertifikalı biçimde yirmi yıldır hizmet veren biri olarak tanıtan kişi hakkında karar verilmiş. Kurul, bu ifadelerin yasak karşısında meşruiyet sağlamadığı sonucuna varmış.İkincisi, bilimsel görünümlü çerçevelerin de işe yaramadığı. Bir başka dosyada, kuantum, parapsikoloji ve bioenerji üzerine çalışmalarıyla tanıtılan bir kişi hakkında yaptırım uygulanmış. Kurul faaliyetin adına değil özüne bakıyor. Aynı yaklaşımla reiki, bioenerji ve yaşam koçluğu gibi başlıklar da, maddede ismen sayılmadıkları hâlde, "ve benzerleri" ifadesi kapsamında değerlendirilebiliyor.

Üçüncüsü ve en ağırı, yaptırımın niteliği. İdari para cezaları yüz binlerden başlayıp milyonlara uzanıyor ve ihlalin tekrarı hâlinde artıyor. Ama bir işletme için asıl yıkıcı olan bu değil.

Burada bir ayrımın altını çizmek isterim, çünkü mesele çoğu zaman yanlış anlaşılıyor.

Ancak bu kapının eşiği dar. Yasaklı bir unvanı tanıtımın çekim gücü yapmak, eğitimden birebir hizmete yönlendirmek, sonuç ya da gelecek vaat etmek veya belgesi olmadan "üniversite onaylı", "uluslararası akredite" demek bu korumayı anında ortadan kaldırıyor. Kurul, kâğıt üzerindeki adlandırmaya değil işin gerçeğine bakıyor. Başlığa "eğitim" yazmak, içerik aynı kaldığı sürece bir şey değiştirmiyor.

Bu satırları okuyup içi sıkılan çok kişi olacak. Onlara söyleyecek iki şeyim var. Birincisi, bu durumdaki insanların ezici çoğunluğu kötü niyetli değil. Kimse sabah kalkıp mevzuat ihlal etmeye karar vermiyor. Yıllardır herkesin yaptığı şeyi yapıyorlar; kimse onlara bunun bir sınırı olduğunu söylemedi. Kabahatin bir kısmı, düzenlemeyi yapanların bunu muhataplarına anlatma konusundaki isteksizliğinde. İkincisi, idare hukukunda bilmemek yaptırımı durdurmuyor. Ama bugün bilmek, yarın bilmemekten çok daha iyi bir yer. Bir işletme adına yapılabilecek en pahalı tercih, riskin farkında olmadan yola devam etmektir. İkinci en pahalısı ise, farkına vardıktan sonra hiçbir şey değiştirmemektir.Hukukun bu alandaki tavrı bana hep aynı şeyi düşündürmüştür. Kanun koyucu kimsenin yıldız haritasına, kartına ya da inancına karışmıyor; buna yetkisi de yok, niyeti de. Karıştığı yer, o inancın bir vitrine dönüştüğü ve karşısında bir tüketicinin durduğu an.

Yasağın konusu yıldızlar değil. Yıldızlara bakılarak verilen sözler.

Ortaklığın giderilmesinde yeni dönem: Mirasçılara ilk satış hakkı tanındı, peki gerçekten ne değişti?

Nafaka ile kopamayan bağlar… Altı yıl sonra

Atina’ya kahve içmeye gitmiştim… Şimdi herkes oturum izni soruyor

Evi sattım, kâr ettim sanıyordum… Peki ya vergi?

Kaynak haberi oku