
Dolunayın gümüş gözyaşları
Bu tutulma, Yunan ve Roma mitolojisindeki Selene ve Luna için bir aşk hikayesi olsa da, bugün ay yüzeyindeki bir kraterin sahibi olan, insan sağlığı için yeminler etmiş Hipokrat “gece boyunca terör, korku ve delilikle ele geçirilen kişi, Ay Tanrıçası tarafından ziyaret ediliyor” gibi kasvetli bir teşhisi koyabilmişti, ayda arsası yokken.
Yine de aşk dünyanın her yerinde olunca, İnka mitolojisinde Güneş İnti ile evli olan Ay Mama Quilla’ya bir tilkinin aşık olup yanına gittiğini söylerler mitolojilerinde. Elbette bu aşk da iz bırakır. Ancak bu kez ayın yüzeyindedir bu iz. Çünkü; sevdiceğiyle arasındaki mesafaye dayanamayan bu sevdalı tilki, aya gidince. Buna çok sevinen Ay Mama Quilla, sarılırken biraz fazlaca sıktığı tilkinin üzerine yapışan izini taşımak zorunda kalır. Ve gece karanlığındaki ışıl ışıl aydınlığın kaynağı, buna kahrolan Mama Quilla’nın gümüş gözyaşlarıdır. Belki bütün bu olanlara kızgınlıklarından, belki tilkiye olan özlemlerinden; her dolunayda uluyan ve bağıran hayvanları susturmak ve uzaklaştırmak için gürültü yapan inka halkının asıl korkusu, bu kızgın hayvanlardan biri ayı yutarsa o ışıl ışıl aydınlığın yok olup karanlıkta kalacak olmalarıdır, tıpkı zaman zaman bir hayvanı saldırına uğradığında karanlığa mahkum oldukları tutulmalarda olduğu gibi. Zaten karısının ışığını kıskanan Güneş Inti’nin onun üzerine bir avuç kül atmasına üzgün olan Inka halkı için ay; özellikle kadınların evliliklerini ve doğurganlıklarını koruyan şefkatli bir annedir.
Inka mitolojisinde içinde kıskançlık barındıran bu evlilikte, güneşin teri altının, bir avuç külle, ayı gümüş gözyaşlarına boğmasıyla, gökyüzündeki erkek egemenliği ışıklar arasında göz kırpsa da, biz hiçbir huzursuzluklarına tanık olmadık dercesine Afrika’nın batısında bambaşka bir hikaye anlatılıyor Güneş ile Ay’ın evlilikleri ile ilgili. En azından evliliklerinin ilk yıllarında yeryüzünde kurdukları çok güzel bir yuvaları olduğuyla başlayan bir hikaye. Bu yuva kurma süresince çok meşgul ve yoğun oldukları için görüşemedikleri en iyi arkadaşları Su ile tekrar bir araya gelmek için haber verirler; “bize gel hem yuvamızı gör hem de hasret giderelim, çok özledik seni” diyerek. Bunu seve seve kabul eden Su, arkadaşlarını da getirip getiremeyeceğini ve sayıca fazla oldukları için yeterli yerleri olup olmadığını da sorar. Bunu hiç dert etmemesini, gerekirse arkadaşları için yeni köyler bile kurabilecek durumda oldukları söyler, Güneş. Gelmesi konusunda ısrarını özlemle dile getirerek.
Ve Su yola çıkar tüm arkadaşlarıyla. En küçük istiridyeden en büyük balinaya, en minik balıktan en büyük ahtapota kadar ne kadar arkadaşı varsa hepsi birlikte Güneş ile Ay’ın evine gürül gürül varırlar. Su, inşa ettikleri bu güzel köyün ne kadar etkileyici ve güzel olduğunu söylerken güneşe, köyün tamamı ve içindeki her şey yüzmeye başlar. Etrafa saçılan tüm deniz mahsullerinin işgali yetmezmiş gibi bir de su aygırının ezdiklerine artık tahammül edemeyen Ay çığlık atarak göğe doğru sıçrar. Etraftaki bu çılgın kargaşanın gürül gürül gürültüsünden Güneş, sesini bile duyuramadığı Su’yu olduğu gibi burada bırakarak karısın arkasından gökyüzüne çıkar. Bu olanlardan sonra artık sadece yukardan bakarlar, aşağıdaki her yeri göle, nehire ve denize çeviren Su’ya. Her şeye rağmen yine de Nazikçe bakan Ay’ın aksine, kızgın bir Güneş olarak.
Su ile gelenler arasında olması muhtemel bir Su samurunun arkadaşları ile yaşadıkları ise bambaşka bir Ay anlatıyor Hint mitolojisinde. Bu Su Samuru arkadaşları Maymun, Çakal ve Tavşan ile her gece, gün boyu yaşadıklarını birbirlerine aktarıp üzerinde tartışırlarken, insanların ne kadar duyarlı olduklarından bahsederler. Tavşan “biz de böyle olmalıyız” der ve aya bakarak “ayın tam da ortasındayız, o yüzden yarın insanlara yemek vermeliyiz” diye ekler. Sabah Su samuru nehirden yakaladığı balığı söz verdiği için yemez, güneş batana kadar beklemek için eve götürür ve uykuya dalar. Çakal bulduğu bütün et parçalarını tıpkı Su Samuru gibi eve götürüp uykuya dalar. Maymun da devasa bir mango demetiyle diğerlerinin yaptığını yapıp, huzurlu hayallere dalar, yaptıklarının çok güzel olduğunu düşünüp. Hem zaten bu güzel düşüncelerle açlığa daha da kolay dayanılıyor diyerek.