
Her morluğu düşmeye, her ağrıyı büyümeye bağlamayın! Lösemi habercisi olabilir
Halk arasında “kan kanseri” olarak bilinen lösemi, çoğunlukla kan hücrelerinin üretildiği kemik iliğinde ortaya çıkıyor. Kemik iliğinde bulunan lenfoid veya miyeloid öncül hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalarak vücuda yayılmasıyla hastalığın belirtileri görülmeye başlıyor. Lösemi bazı durumlarda lenf bezleri veya merkezi sinir sistemi gibi farklı bölgelerde başlayarak kemik iliğine de ulaşabiliyor. Çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 25-30’unu lösemilerin oluşturduğunu belirten Çocuk Hematolojisi ve Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, yenidoğan döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabilen hastalığın, en sık 2-5 yaş arasındaki çocuklarda görüldüğünü söylüyor.
Çocukluk çağı lösemileri, hastalığın oluşumunda etkili olan unsurlar bakımından erişkinlerde görülen lösemilerden ayrılıyor. Erişkinlerde çevresel etkenler daha fazla öne çıkarken, çocuklarda genetik faktörler ağırlık kazanıyor. Hücrelerde kanser gelişimini engelleyen veya kansere zemin hazırlayan genler arasındaki dengenin “mutasyon” adı verilen değişikliklerle bozulması, löseminin gelişmesine yol açabiliyor. Bazı virüslerin de belirli lösemi türleriyle ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, “Halk arasında ‘Öpücük Hastalığı’ olarak bilinen enfeksiyona neden olan Epstein-Barr virüsü, olgun B hücreli lösemi ve lenfoma gelişiminde etkili olabiliyor. Nükleer radyasyon ile petrokimya endüstrisinde kullanılan benzen gibi bazı kimyasal maddeler de lösemiyle ilişkilendirilen etkenler arasında yer alıyor. Aile bireylerinde kanser geçmişinin olması da çocuklarda lösemi faktörleri arasında göstreriliyor” diyor.
Löseminin erken fark edilmesindeki en önemli güçlük, belirtilerinin birçok çocukluk çağı hastalığıyla karışabilmesi. Nedeni belirlenemeyen ve uzun süren ateş, hastalığın araştırılmasını gerektiren bulgulardan biri. Böyle bir durumda gerekli testlerin yapılması ve çocuğun yakından izlenmesi önem taşıyor. Karaciğer, dalak veya lenf bezlerindeki büyümenin de lösemi belirtileri arasında yer alabildiğini belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, “Burun ve diş eti kanamaları, vücutta uzun süre geçmeyen küçük noktasal kanamalar ile idrar ya da dışkıda kan görülmesi de dikkate alınması gereken bulgular arasında yer alıyor. Lösemili çocukların yaklaşık yüzde 25’inde kol ve bacak ağrıları ortaya çıkabiliyor. Özellikle uzun süren ve ağrı kesicilere yanıt vermeyen kol-bacak ağrılarının “büyüme ağrısı” denilerek geçiştirilmemesi gerekiyor” uyarısında bulunuyor.
Löseminin belirtilerinden biri de, yumuşak dokularda ortaya çıkan morluklar. Morluk herhangi bir darbe olmadan gelişmişse, sayısı giderek artıyorsa, çok büyük ve koyu renkliyse veya uzun süre kaybolmuyorsa bir hekime başvurulması önem taşıyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat, ailelerin morlukları değerlendirirken şu dört soruya yanıt aramalarını öneriyor:
Morluklar dizin üstündeki yumuşak bölgelerde mi bulunuyor?
Bir çarpma olmadan kendiliğinden mi ortaya çıkıyor?
Beklenenden büyük, koyu renkli ve geç iyileşen bir yapıda mı?
Bu sorulardan birine veya birkaçına “evet” yanıtı verilmesi durumunda çocuğun bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.
Şüpheli belirtilerle sağlık kuruluşuna başvurulduğunda ilk aşamada kan sayımı gibi ön tetkiklerin yapıldığını, lösemi şüphesi oluşması halinde çocuğun pediatrik hematoloji-onkoloji bölümünün bulunduğu bir merkezde değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Cengiz Canpolat, löseminin tedavi süreci hakkında da şu bilgileri verdi: “Lösemide kesin tanı, kemik iliğinden alınan örneğin laboratuvarda incelenmesiyle konuluyor. Tanının kısa sürede kesinleştirilmesi ve uygun tedaviye mümkün olduğunca erken başlanması büyük önem taşıyor. Hastalığın türü ve risk grubu belirlendikten sonra tedavi planı çocuğa özgü olarak hazırlanıyor. Genetik ve moleküler incelemeler de risk sınıflamasının daha doğru yapılmasına ve tedavinin buna göre yönlendirilmesine yardımcı oluyor.”
Çocukluk çağı lösemilerinin tedavisindeki başarı son 20 yılda önemli ölçüde arttı. Çok merkezli ve birden fazla ilacın birlikte kullanıldığı kemoterapi protokolleri, akıllı ilaçlar ve hücresel tedavi yöntemleri bu gelişmede etkili oluyor. Çocuklarda daha sık görülen lenfoid lösemilerin düşük riskli türlerinde tedavi başarısı yüzde 95’e kadar ulaşabiliyor. Tüm lösemi türleri ve risk grupları birlikte değerlendirildiğinde ise başarı oranı yüzde 75-80 düzeyinde bulunuyor. Tedavinin süresi hastalığın türüne, risk grubuna ve çocuğun tedaviye verdiği yanıta göre değişiyor.